MÜPHEM KİMLİKLER

Dijital kataloğumuza buradan ulaşabilirsiniz.

05-21 ARALIK 2015

AÇILIŞ: 05 ARALIK 2015
SAAT: 18:00
Gallery FOYART

YASEMİN KOZAK’IN NESNELERİ VE “MÜPHEM KİMLİKLER” ÜZERİNE NOTLAR…

Sanayi devrimi ile hızla çoğalan üretim nesneleri, felsefenin gündeminde de yer almış, içeriğinin zenginliği ile siyasal ve ekonomik olanın karşı karşıya geldiği durum söz konusu olmuştur. Hızla üretilen göstergeler ve güncellenen nesneler dünyasında yaşıyoruz. Bundan dolayı küreselleşmeyle birlikte kişi/lik/ler, kim/lik/ler; nesneler ve göstergeler üzerinden sorgulanır duruma gelmiştir.

“Nesneleri artık protez araçlar, bedenin ya da aklın uzantıları olarak değil de bizden “başkaları” olarak, partner-araçlar olarak hayal etmek olanaklıdır. Çünkü onlar gittikçe daha çok özerk organizmalara, nesneler dünyası da gittikçe daha çok maden, hayvan ve bitki krallıklarının yanına konulacak bir dördüncü krallığa benziyor.” İtalyan sanatçı ve tasarımcı Giovanni Anceschi bu cümleler çerçevesinde nesneleri yücelterek; özneye eşdeğer bir tutum ile taçlandırmaktadır.Günümüzde estetik değeri değişkenlik gösteren nesne, popüler kültür ile sanat içinde teknolojinin de desteği ile moda ve güncel sıfatlarla farklı kavramlara bürünür.

Teknolojinin gelişmesi, kitle iletişim araçları vasıtasıyla bilgi ve iletişim bütün sanat dallarında inanılmaz bir ivme ile dönüşüme uğramıştır. Estetik ve gündelik yaşam, dijital kültürün beraberinde getirmiş olduğu sanal gerçekçilik, birey ve toplumun davranışlarındaki değişken tutumlar gözlemlendiğinde özne ile nesneler arasındaki ilişki ayrılmaz niteliktedir ve beraberinde de kimlik hesaplaşmasını doğurmaktadır.

Kimlik kavramı, 20. Yüzyıl ortalarında boy gösteren; cinsiyet, ırk, din, dil, etnisite, milliyetçilik ve göç incelemelerinde en önemli kavramların başında gelmektedir. Modernizmden postmodernizme geçiş sürecinde kavramsal çeşitliliğe uğrayarak değişkenlik göstermiştir. Kimlik çocukluktan yaşlılığa kadar değişerek gelişen bir süreçtir. Dolayısıyla sosyal sorunlar bireysel ve toplumsal olarak ele alındığında bu iki gerçeklik birbirini tamamlayan ayrılmaz ögeler konumundadırlar.Bireysiz bir toplum toplumsuz bir birey olamayacağı bir gerçektir.

“Kimlik bunalımı” kavramını ilk kullanan Erik Erikson’a göre kimlik, “psiko-sosyal anlamda fertteki ego sentezinin ve gruptaki rolünün tamamlanmasına dayanır. Kimlik olumlu yaklaşım ile muhtemelen bütün günlük olaylara karşı kararlı olmaktır.” sentezi, sosyal kimliğin davranışlar neticesinde kavramsal özellik gösterdiğini vurgulamaktadır.

Amin Maalouf; “Kimlik, beni başka hiç kimseye benzemez yapan şeydir.” sözüyle kişinin kendine ait bir kimlik oluşturmada en büyük hazinenin, öğrenme, uygulama ve iletişim sürecinde farklı bireylerden meydana gelen toplumların da farklılık göstereceğine işaret etmektedir. Bu durumda sanatın birey ve toplum üzerindeki etkisinden hareketle sanatçısı tarafından üretilen her bir eser de farklılıklarıyla devreye girer ve çok çeşitlilik ile mesajlarını iletir.

Dünyada pek çok sanatçı konu olarak ele aldığı; ‘beden, kimlik, özne, nesne, gösterge’ temaları, Yasemin Kozak’ın tuvallerinde; bedenler üzerinden, nesne ile özne arasındaki diyalogdan, özneye düşen pay, kendi kimliği üzerinden meydana gelen müphem (belirsiz) durumlar irdelenmektedir. Kimlik arayışındaki özne, nesneyi hakimiyeti altına alma çabasından bazen aciz ve çaresiz bir durumda kalma refleksifi ile karşı karşıya kalmaktadır.

Yasemin Kozak çalışmalarında; aidiyetlik, statü, politika, toplumsal olaylar, sosyal hayat, sosyal medya, doğa, kapitalizm, moda ve kadın kimlikleri gibi güncel olayları kavramsal çerçevede ele alarak kendisine bir misyon yüklemektedir. Çalışmalardaki yalınlık, asıl verilmek istenen mesaj, sağlam bir desen alt yapısı ile pentüre gereksinim duymaktadır. Sanatçı, içerisinde bulunduğumuz post-postmodern dönemde yalnızlaşan insanın, kimlik kavramı üzerinden toplumsal ve bireysel sorunları göstergeler dünyasında nesne ve özne üzerinden irdelemektedir. Bazen toplumsal bir olayın içerisinde bulur kendisini bazen de bireyin yerine geçerek simüle (sahipmiş gibi yapmak-yokluk) ve dissimuler (gizlemek, varlık) dünyasında gezinmektedir.

Yasemin, modern kültürün yalnızlaştırdığı ve bireyselleştirdiği insanı; göstergeler ve nesneler ile ifade edildikleri durumu sade bir dille anlatmaktadır. Figürlerdeki dingin, durağan, kışkırtıcı, kuşkulu ve donuk ifadeler; izleyici ile göz teması kurmakta, nesneler üzerinden sessizliğini bozmayı hedeflemektedir. İlk göz temasında izleyici ve figür arasında bir gerilimin oluşması olasıdır. Sonrasında sessizlik; çok seslilik ve çığlığa dönüşmektedir. Tarihsel süreçte insanlığın geldiği şu noktada dört bir taraftan kuşatıldığı ve çaresizce teslim olduğu popüler kültürde gerçek kimliğini ve dışarıya yansıttığı kimliklerini sorgulayıcı konuma geçmektedir. “Ben kimim? Sen kimsin? Sen kim oluyorsun? ” gibi sorularla kendisini bir yere konumlandırma ironisiyle baş başa kalma ihtiyacı duymaktadır. Bu bağlamda çok katmanlı ilişki ile kimlik üzerine yapılan bir içsel savaşın kişideki belirsizliği ve arayışı sorgulamaktadır.

Yasemin Kozak’ın çalışmalarındaki yaklaşımları üç ana başlıkta toplamak mümkündür:

1-Bireysel Kimlik ve Toplumsal Kimlikler: Birey toplum içinde büründüğü kimliklerde güven duyar, aidiyetlik arar. Kamusal alanda edinilmiş ve herkes tarafından onaylanan bu kimlikler yüzünden, özden uzaklaşmaktadırlar. Bu kimlikler, bir tür kamuflaj görevi görmektedirler. Birey bu kamuflaj altında kendi gerçekliğini şekillendirir ve belki de kendi özüne yabancılaşır. Apoletler/kurumsal nişanlar, işaretler taşıyıcısı olan çıplak beden üzerinde kendine köklü bir yer edinir ve birey artık bu nişanların/göstergelerin esareti altında kalır. Yasemin’in “Statü” ismini verdiği çalışmasında; göğüs kısmına kadar çıplak ve kel bir erkek figürü ele alınmıştır. Her bir omuzunda üçer adet altın renginde, tenine monte edilmiş olan apoletler (yüzbaşı rütbesi) dizilidir. Bir askerin statüsünü simgeleyen apoletler kurumsal kimliğini belirler. Figür, izleyici ile etkileşime geçer ve izleyici kendisiyle yüzleşir. Aynı zamanda kimliğini sorgulayan konumuna geçer. ‘Protesto, Tanık 1-2, Ego’ çalışmaları bu konuda örnek olarak gösterilebilir.

“Senin Seçimin Kim?”; demokrasi ile yönetilen ülkelerde kişinin hür iradesi ile seçimini yapmaları gerekliliği, vicdanen huzurlu olduğunu ifade eden beyaz tişörtle afişe edilmiş “evet” mührü ile ironi kurulmaktadır.

“Entelektüel Baykuş”, siyah gözlüklü erkek; kulağında küpe olarak imgeleşen indirim kuponu; tüketim toplumunun getirisi olan sadece üretim nesnesinin, maddenin tüketim alışkanlığı düşünsel anlamda etkisini göstermektedir. Bireyin maddi-manevi alanda tüketici olmaya, kendini her duruma ve şarta göre güncelleme becerisi geliştirdiğinden bahsedilebilir. Ayrıca yüzeyde beyaz zeminin kullanılması, küreselleşme sürecinin getirisi olarak bireyin fiziksel değil ama düşünsel anlamda yersiz yurtsuz olduğunun, zamana ve mekana aitlik duygusunun da sorgulandığının göstergesi olarak vurgulanmaktadır.

2-Kadının Toplumdaki Yeri/Kimliği: Michel Foucault, “disiplin mekanizmaları ‘itaatkâr bedenler’ üretir” demiştir. Bu ifadeyle, geçmişten günümüze kadar insanlara özellikle de kadınlara dayatılan benlik ve kimliklerle, onların itaat eden bireyler olması gerektiği vurgulanmıştır.Çalışmalarda görülen kadın figürleri erkek egemen bir toplum içinde, her ne kadar sözle değerleri ifade edilse de pratikte; hem düşünsel hem de fiziksel anlamda tecrit altında tutulmaya çalışılmaktadır. Kadının, var olma çabasını farklı boyutlarda irdelemektedir. Kadının naif, bir o kadar da güçlü ve savaşçı yanını çalışmalarda ona eşlik eden nesneler ve figürler üzerinden sorgulamaktadır.Gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde yer alan; gözü bantlı, tecavüze uğramış, öldürülen, dövülen, kaçırılan, küçük yaşta evlendirilen kadınlar çalışmalarına konu olmaktadır. ‘Suç Ortağı’ çalışması ile kafasına silah dayanmış ve çaresiz kalan kadın betimlenmiştir. Kasvetli ortamda yaşanılan suç, perde arkasında izlenilmeye-gizlenmeye çalışılmaktadır… ‘Dişi Kahraman, Tanrıça, Suç Ortağı, Güç, Hesaplaşma, A.Z.‘nin İfadesi, Direnç’ isimli çalışmaları da kadın kimliklerine farklı açılardan yaklaşılarak “kadın özne mi yoksa nesne mi?” sorularına cevap arar nitelikte toplumdaki yerini sorgulamaktadır…

3-Kimlikler Arası Etkileşim: “Emanet” isimli çalışma aidiyeti temsil eder. İki ayrı tuvalden oluşan çalışmanın aralarında belli bir ölçüde boşluk bırakılarak sergilenmesindeki amaç; geçmişle gelecek arasında köprü kurmaktır. Yadigar kalan eski bir ata evinin nostaljik atmosferi, geçmişten gelen birikimleri, kültürü, aileyi, ataları bugünün modern insanla olan bağlarını yansıtırken, damalı parkeler de kültürler arası geçişe gönderme yapmaktadır. Mirasçı olarak modern kadını temsil eden figür, ilk karede kendisine emanet edilen bu mekanda, sandalyede kendinden emin oturuşuyla vurgulanmaktadır. Resmin ikinci bölümünde geçmişin taşıyıcısı olan özne, kendinden de bir parça bırakarak mekanı terk etmiştir. Nesnelerin el değiştirmesi,farklı kuşaklara ait öznelerin kimlik arayışlarında miras ve mirasçı durumları da sorgulanmaktadır. Geride kalan nesnelerin lideri konumunda olan sandalye; sessiz bekleyiş içerisinde bir sonraki öznesini bekler…  Bu durum Van Gogh’un “Dünyanın En Güzel Odası” isimli ünlü tablosunu hatırlatır. Resimde iki sandalye mobilyalarla sohbet eder.

“Maleviç’in Nesnesi” nesnelleşen sanat eseri önünde, arkası dönük, kimliğini gizleyen bir sanatçı temsil edilmektedir. Günümüzde galerici, küratör ve koleksiyonerin modaya uygun talep ve isteklerine karşı sanatçının kendi özgün üretim sürecinde kimliğini ortaya koyma çabasını sorgulamaktadır.

“Empati”deise; bir elinde cımbız bir elinde ayna ile temsil edilen sakallı bir erkek figürü ile cinsel tercih konusunda kimlik arayışının ironisi söz konusudur.

Diğer yandan çocuk yaştan itibaren kazanılmaya başlayan kimlik, ailenin tutumu ve çevreyle olan ilişki bazında şekillenmektedir. “Özge On Yedi Yaşında” çalışmasında; elindeki makas ile saçlarını kesen, ergenlik dönemindeki bir gencin psikolojik ve duygusal durumu ele alınarak, ergenlik sürecinde kimlik arayışlarına vurgu yapılmaktadır.

Yasemin Kozak’ın “Müphem Kimlikler” adlı sergisi 5-21 Aralık tarihleri arasında Galeri Foyart’ta izlenebilir.

Mustafa DUYMAZ, Kasım 2015, Ankara